Al kendini ve git…
al dedi
çocuklarını dedi
çocuklarını istiyorsan dedi
kendini dedi
al kendini dedi
git dedi
nerde kalırsan git dedi
kal dedi bana
ben de
kaynanamla kavga ettim
o yüzden
dedi kaynanam dedi
kızım bak dedi
madem kocan öyle
yapıyor dedi
ne yaparsan yap
kızım sen de
dedi
al kendini
git dedi

Yukarıdaki sözler bir şiir değil. “Harika bir rap müzik örneği” başlığı ile belki otuz kere farklı isimlerden yollanmış maildir bu… Üşenmemişler gençler… Müzik ve klip eşliğinde yollamışlar. Üzerinde çalışıldığı, hayret ettirecek şekilde üzerinde ciddi çalışıldığı belli… Gariban bir kadıncağızın sabah programlarının birinde anlattığı dramatik bir öykü bu aslında. Yanlış anlamadıysam, çocuklarıyla birlikte dilencilik yapmaya zorlanan annenin anlattıkları. Garip ve yaralayıcı olan şeyse, onları bu hale zorlayan kişinin, kadının kocası ve çocuklarının babası olması… Kadıncağız, eğer anlattıkları doğruysa, kayınvalidesine şikayet etmiş bu durumu, o da çaresiz anlaşılan, çocuklarını al ve kaç bu evden demiş…
Kadınların önce hep birlikte, bir konuşup bir ağladığı, hemen ardındansa ellerinde pullu oyalı mendillerle halay çekmeye durduğu bu tip sabah programlarını seyretmiyorum. Kadın kadına dertleşmeyi, kadın kadına hayat hikayesi paylaşmayı, kadın kadına dostluğu çok önemsediğim halde… Sırrı dökük, ilgi canavarına yenik bu tip programlar dertleşmeyi, paylaşmayı, ve dostluğu değil, adeta kadın düşmanlığını, kadını kadınla aşındırmayı, kadını kadınlığıyla oynamayı, deşmeyi, yerleştirdiği için… Sevmiyorum sabahları televizyon seyretmeyi…
Mağduriyetleri hakiki hallerden çıkarıp, seyirlik bir şova dönüştüren, üstelik bunu da kadın imgesi üzerinden bir tür metaya, kazanca çeviren bu tür ucuz televizyonculuk vicdanımızı yaralıyor aslında. Şaşırmaya, hayret etmeye, kırılmaya, kedere ve ibret almaya imkan tanımayan bir ifşaat gayyası her biri de… Üstelik her ne kadar eleştiriyor gibi dursalar da yaptıkları şey, yaşanan sapkınlıkları, normalleştirmek oluyor. Her sabah bu tip patolojik vakaları dinleyerek, “hayatta bu da olabilirmiş” demeye başlıyor insan… Bir müddet sonra, kızına tecavüz eden babalar, çocuklarını dilendirmeye zorlanan ebeveynler, ana-babasının gırtlağına bıçak dayayan evlatlar, sahipsizlik yüzünden böbreğini satılığa çıkaran nineler, sıradan vakalara, alışıldık işlere dönüşüyor ne yazık ki…
İnternet ortamında her birisi de yüksek tahsilli, üstelik de mütedeyyin kesimden olan otuzu aşkın genç, yukarıdaki klip haline getirilmiş, arkasına özenle müzik döşenip, yine özenle üzerine ve altına yazı döşenmiş bu hikayeyi birbirine gönderip gülme efektiyle birlikte yorumlamışlar… Vaka çok dramatik elbette. Ama onu bir espri konusu yaparak güncellemekse, bambaşka ve bence daha derin bir sorun…
Bu , bizim artık hayatta üzülecek bir şeyimizin kalmadığını gösteriyor…
Kocası tarafından çocuklarıyla birlikte dilenmek zorunda bırakılan kör bir kadın, hiç teklemeden arka arkaya kurduğu bu vahim cümlelerle sadece bir gülünç saniyesidir artık bizler için…
Gülünç olan nedir ? Tam tersine bu durumdan kıyamet alameti görmüşcesine ürktüğümü söylemeliyim…
Bu kadar oportünist, bu kadar soğukkanlı, bu kadar profesyonel bir uzaklaştırış… Zaten bizim hepimizin, o kör kadından çok evvel çekip gittiğimizin resmi değil mi ?
“Al kendini, git!”… Modern dünyanın bize en büyük hediyesi bu olsa gerek. Ne kendin diye bir şey var, ne de gidecek bir yerin… Ağlanacak halimize güleriz, bu bizim hikayemiz.
Sibel Eraslan- Gerçek Hayat-Sayı 2009-50