Özgür’ü tanıyor musunuz?

Ocak 27th, 2010 by admin

Özgür’ü tanıyor musunuz?

Ben de tanımıyorum ama daha önce kimseyi böylesine tanıma arzum olmamıştı.Pencerenin kenarında pusudayım desem yeridir.Özgüre dair olaylar kurgusu bizim ev dolaylarında bir yerlerde geçiyor.Aslında zaman mevhumuda yok,  Özgürümüz yeterince özgür çünkü!

Sabahın kör vakti. 12-15 yaş aralığında mahalle çocuklarının pencerenin dibinde  “Özgür! Özgür!” seslenişlerinin kesilmesi beklemekle birlikte uykunuzu ebediyete yakın bir yere uğurluyorsunuz, hadi geçmiş olsun. Kardır, İstanbul çocuğudur sizin için şimdilik teselli cümleleri olabiliyor.

İkindi vakitlerine yakın bir zaman. Adı tatil ya;  kitabı/kahveyi/aylardır okunamayan dergileri/sıcak su torbasını birbirleriyle görev zincirine bağlamışım. Hepsi halinden memnun ben onlardan memnun. Keyf dolaylarında bir yerlerdeyim. “Özgür! Özgür”! seslenişlerine  aldırmayaşımın
benim için alacakaranlık kuşağının başlangıcı olacağını nereden bilebilirdim.

Yüksek tahminle evimizin ablası Özgüre sesleniyor. Seslenmek dedikse saniyeler ulanıyor dakikalar oluyor o cinsten. Hani şu sabah ki Özgüre. Az biraz zaman sonra pes edip  sesi kesiliyor. Dağıldım okumalara. Öyeyse şimdi zamanıdır deyip projene çalış diyen içsesime kulak verip bilgisayarın başına geçişimle birlikte takiben evin annesi camda: “Özgür! Özgür!”

Hayır olamaz, Allah’ım mücrimim biliyorum ama bu sınav pek bir ağır. İnatla bekliyorum annenin susmasını . Üst komşu ile camdan cama muhabbetiyle birlikte fasıla bulduğu yerde “Özgür! Özgür!” deyü deyü beynimin içinde geziyor.

İsmimiyle müsemma mı desem, herkes tarafından aranan kişilik mi desem, özgürlüğüne mi desem ne desem bilemiyorum. Özgürümüzle hemhal olmanın derdindeyim.

Evde dinlenemek haram oldu, at kendini dışarı en iyisi yorulda hakkını ver diye arşınlanıyorum sokaklarda. Eve  dönüş, candan öte dostun telefonu, oh evim evim güzel evim modu.Görev teslimi ve tok sesli babamız camda. “Özgür! Özgür!”Hayır, hayır uyandırın bu kabusdan beni, lütfen !

ozgurumuz

Tatil bitsin, ben işime gideyim, akşam Özgür evine ulaştıktan sonra ben evime geleyim.Kaldığım yerden hayatıma devam edeyim.

Özgürler ölmesin !

Amin.


Posted in Müsait yerde ölecek var! || Comments Off

Ayn… Şın… Kaf…

Ocak 10th, 2010 by admin

kubra-sonmezisik

Haftasonu eski işyerimdeki arkadaşımın nikahına gittim. Bir kez daha tecrübe ettim ki nikahlara ha yetiştim ha geç kalacağım korkusu ömrümün yarısını götürüyor. Evet evet kesinlikle öyle.

Bir Allah dostu der ki ‘hayırlı eş Allah’ın kuluna özel bir ikramıdır, hayırsız eş ise dünyanın en ağır imtihanıdır’.  Bu minval de hepimizin arzusudur birinci kısım ile hemhal olmak.

Asri zamanda artık unutulmuş,yaşanmayan bir aşk tutulması onların ki. “Anne, babamla nasıl tanıştınız” sorusunun dolu dolu cevabı yani onlar. Yıllar önce Malezya İslam üniversitesinde öğrenci iken başlıyor film. Okurken ailelerin iznini içeren evrakları konsolosluktan alıp, işlemleri hallederken kavga edip vazgeçiyorlar. Türkiye dönüş sonrası tekrar başlıyorlar. Ama bu sefer yuva kurmak için o cesaret kolay gelmiyor, şartların olgunlaşması derken yıl yıl üstüne biniyor.

Hatta arkadaşıma en son “bence ısrarcı olma, Allah nasip etmiyorsa ya kerim deyip yoluna devam edeceksin” dediğimi bile hatırlıyorum. İçten içe durumuna üzülüp, olmayacağını en hızlı şekilde anlaması, enkazı kolay kaldırması için dua ettiğimi bilirim.

Nikaha davet mesajı gelince şaşkınlıkla birlikte adayı merak ediyordum doğrusu, salona girdiklerinde ise “ey aşk nelere kadirsin” cümlesi döküldü dilimden. Enişte bey Filistinli. Türkçeyi bilmiyor, gelin hanım memurun sorularını tercüme ederek devam etti merasim. Ama “Evet” demeyi öğrenmiş : ) Tarihin en gür damat “evet”i idi yani.

Allah neseplerini hayırlı kılsın inşallah.Allah iki cihan eşliliği nasip etsin onlara ve  O’nun rızasındaki herkese.

Ayrıca birşey daha var; hayatınızın güzel anlarından birinde fotoğraf çekinirken, o belediye başkanın adının veya resminin olması gerçekten iğrenç birşey fikrimce. Koltuktaki amcalar tez zamanda bunu anlamalı, algılamalı bence. Birde Ebru Gündeş, Hadise’nin fonda ne işi var ya ?

Hatta en son ben salondan çıkarken enstrumantel hali ile “yanlız kullar” (halk arasında bilinen adıyla “yedi kocalı hürmüz” ) vardı bilemiyorum yani kurumsal bir baskı gibi geldi bu bana :)  Zekai Tunca’nın “gülü susuz seni aşksız bırakmam” daha önce hiç dinlemediklerine adım gibi eminim.


Posted in beni kategorize edebilirsin || Comments Off

Üç şey yazdım sonra …..

Ocak 2nd, 2010 by admin

seyrusefer

“tek noktaya dalmış, içimin mahşer gürültüsünü dinliyorum”


Posted in Müsait yerde ölecek var! || Comments Off