yine korktu lan

Ağustos 16th, 2010 by admin

Normal olan şudur değil mi?

Siz evde yokken böcekler dilediklerince gezip tozarlar ev sahibi gelince genel etik kuralı olarak saklanırlar falan değil mi ?

Yok sevgili metin, kiracılarımın yüreğimi hoplatmak gibi zalim bir hobileri var.

İşi ileri götürüp birgün kapının girişinde toplanmış eşyalarımı,valizimi bulmaktan korkar hale geldim.

Yuvalarına gidince “yine korktu lan” diye kıs kıs güldüklerinden eminim

Çok muzdarip,çok melul,çok mükedderim sevgili metin.

Böceklerin bir gün bana hayatı sorgulatacaklarını falan hesap edemezdim oda ayrı bir mesele yani.

hizmet-anlayisi


Posted in Müsait yerde ölecek var! || Comments Off

anla işte

Temmuz 24th, 2010 by admin

i

ki

kelamı

y

a

n

y

a

n

a

getire

mi

yor

s

a

m

suç

ben

im

mi

¿


Posted in Müsait yerde ölecek var! || Comments Off

Şehrin emaneti

Haziran 18th, 2010 by admin

Yurdum insanın cesareti size olduğu gibi beni hala şaşırtmaya devam ediyor.

Otobüsün durağa yanaşmasını bekleyemecek kadar acelesi olan emanet sahibi(!)  abimiz ve tahminen dokuz on yaşlarındaki uzun kirpikli çocuğun otobüse bindiğinde herşey normal gibiydi. Şoföre ücreti verip ‘abi bu çocuk köyden geldi akrabam, bilmez buraları sen onu Kar Kuyusu’nda indir ‘ demesiyle otobüsten inişi saniye cinsinden birşeye denk geldi. Mahçupluğun tanımı ne deseler “işte o çocuk” derdim şüphesiz o an. İstanbul’a ilk geldiğimde dokuz yaşında olmama rağmen ilk gelen herkes kadar ürkmüştüm ki bir an ufaklığın bunu ne derecede yaşayabileceğini tahayyül bile etmek istemedim.

Çocuklarda özgüveni destekliyoruz da sanırım kastımız tam da bu değil gibi. Sebebsiz tedirginliğim haksız da sayılmasın. Ondan birkaç durak önce inecek olmam ve işe yetişme mecburiyetim bugünün de derdi olsun bana! Emanet yine yalnızdı.

Kayıp aranıyorlar, böbrek tacirleri, dilencisi… Üff. Kötülük tellalcısı değilim ama bu diyarlar bağında bahçesinde güvenle gezdiğimiz  köylerimiz değil artık. Emaneti bırakan veya emaneti alacak olan insanın hiçbir mazareti o ufaklığın ürkek bakışını silemez bu dünyadan…


Posted in Müsait yerde ölecek var! || Comments Off

Özgür’ü tanıyor musunuz?

Ocak 27th, 2010 by admin

Özgür’ü tanıyor musunuz?

Ben de tanımıyorum ama daha önce kimseyi böylesine tanıma arzum olmamıştı.Pencerenin kenarında pusudayım desem yeridir.Özgüre dair olaylar kurgusu bizim ev dolaylarında bir yerlerde geçiyor.Aslında zaman mevhumuda yok,  Özgürümüz yeterince özgür çünkü!

Sabahın kör vakti. 12-15 yaş aralığında mahalle çocuklarının pencerenin dibinde  “Özgür! Özgür!” seslenişlerinin kesilmesi beklemekle birlikte uykunuzu ebediyete yakın bir yere uğurluyorsunuz, hadi geçmiş olsun. Kardır, İstanbul çocuğudur sizin için şimdilik teselli cümleleri olabiliyor.

İkindi vakitlerine yakın bir zaman. Adı tatil ya;  kitabı/kahveyi/aylardır okunamayan dergileri/sıcak su torbasını birbirleriyle görev zincirine bağlamışım. Hepsi halinden memnun ben onlardan memnun. Keyf dolaylarında bir yerlerdeyim. “Özgür! Özgür”! seslenişlerine  aldırmayaşımın
benim için alacakaranlık kuşağının başlangıcı olacağını nereden bilebilirdim.

Yüksek tahminle evimizin ablası Özgüre sesleniyor. Seslenmek dedikse saniyeler ulanıyor dakikalar oluyor o cinsten. Hani şu sabah ki Özgüre. Az biraz zaman sonra pes edip  sesi kesiliyor. Dağıldım okumalara. Öyeyse şimdi zamanıdır deyip projene çalış diyen içsesime kulak verip bilgisayarın başına geçişimle birlikte takiben evin annesi camda: “Özgür! Özgür!”

Hayır olamaz, Allah’ım mücrimim biliyorum ama bu sınav pek bir ağır. İnatla bekliyorum annenin susmasını . Üst komşu ile camdan cama muhabbetiyle birlikte fasıla bulduğu yerde “Özgür! Özgür!” deyü deyü beynimin içinde geziyor.

İsmimiyle müsemma mı desem, herkes tarafından aranan kişilik mi desem, özgürlüğüne mi desem ne desem bilemiyorum. Özgürümüzle hemhal olmanın derdindeyim.

Evde dinlenemek haram oldu, at kendini dışarı en iyisi yorulda hakkını ver diye arşınlanıyorum sokaklarda. Eve  dönüş, candan öte dostun telefonu, oh evim evim güzel evim modu.Görev teslimi ve tok sesli babamız camda. “Özgür! Özgür!”Hayır, hayır uyandırın bu kabusdan beni, lütfen !

ozgurumuz

Tatil bitsin, ben işime gideyim, akşam Özgür evine ulaştıktan sonra ben evime geleyim.Kaldığım yerden hayatıma devam edeyim.

Özgürler ölmesin !

Amin.


Posted in Müsait yerde ölecek var! || Comments Off

Üç şey yazdım sonra …..

Ocak 2nd, 2010 by admin

seyrusefer

“tek noktaya dalmış, içimin mahşer gürültüsünü dinliyorum”


Posted in Müsait yerde ölecek var! || Comments Off

Al kendini ve git…

Aralık 13th, 2009 by admin

al dedi
çocuklarını dedi
çocuklarını istiyorsan dedi
kendini dedi
al kendini dedi
git dedi
nerde kalırsan git dedi
kal dedi bana
ben de
kaynanamla kavga ettim
o yüzden
dedi kaynanam dedi
kızım bak dedi
madem kocan öyle
yapıyor dedi
ne yaparsan yap
kızım sen de
dedi
al kendini
git dedi

fs

Yukarıdaki sözler bir şiir değil. “Harika bir rap müzik örneği” başlığı ile belki otuz kere farklı isimlerden yollanmış maildir bu… Üşenmemişler gençler… Müzik ve klip eşliğinde yollamışlar. Üzerinde çalışıldığı, hayret ettirecek şekilde üzerinde ciddi çalışıldığı belli… Gariban bir kadıncağızın sabah programlarının birinde anlattığı dramatik bir öykü bu aslında. Yanlış anlamadıysam, çocuklarıyla birlikte dilencilik yapmaya zorlanan annenin anlattıkları. Garip ve yaralayıcı olan şeyse, onları bu hale zorlayan kişinin, kadının kocası ve çocuklarının babası olması… Kadıncağız, eğer anlattıkları doğruysa, kayınvalidesine şikayet etmiş bu durumu, o da çaresiz anlaşılan, çocuklarını al ve kaç bu evden demiş…

Kadınların önce hep birlikte, bir konuşup bir ağladığı, hemen ardındansa ellerinde pullu oyalı mendillerle halay çekmeye durduğu bu tip sabah programlarını seyretmiyorum. Kadın kadına dertleşmeyi, kadın kadına hayat hikayesi paylaşmayı, kadın kadına dostluğu çok önemsediğim halde… Sırrı dökük, ilgi canavarına yenik bu tip programlar dertleşmeyi, paylaşmayı, ve dostluğu değil, adeta kadın düşmanlığını, kadını kadınla aşındırmayı, kadını kadınlığıyla oynamayı, deşmeyi, yerleştirdiği için… Sevmiyorum sabahları televizyon seyretmeyi…

Mağduriyetleri hakiki hallerden çıkarıp, seyirlik bir şova dönüştüren, üstelik bunu da kadın imgesi üzerinden bir tür metaya, kazanca çeviren bu tür ucuz televizyonculuk vicdanımızı yaralıyor aslında. Şaşırmaya, hayret etmeye, kırılmaya, kedere ve ibret almaya imkan tanımayan bir ifşaat gayyası her biri de… Üstelik her ne kadar eleştiriyor gibi dursalar da yaptıkları şey, yaşanan sapkınlıkları, normalleştirmek oluyor. Her sabah bu tip patolojik vakaları dinleyerek, “hayatta bu da olabilirmiş” demeye başlıyor insan… Bir müddet sonra, kızına tecavüz eden babalar, çocuklarını dilendirmeye zorlanan ebeveynler, ana-babasının gırtlağına bıçak dayayan evlatlar, sahipsizlik yüzünden böbreğini satılığa çıkaran nineler, sıradan vakalara, alışıldık işlere dönüşüyor ne yazık ki…

İnternet ortamında her birisi de yüksek tahsilli, üstelik de mütedeyyin kesimden olan otuzu aşkın genç, yukarıdaki klip haline getirilmiş, arkasına özenle müzik döşenip, yine özenle üzerine ve altına yazı döşenmiş bu hikayeyi birbirine gönderip gülme efektiyle birlikte yorumlamışlar… Vaka çok dramatik elbette. Ama onu bir espri konusu yaparak güncellemekse, bambaşka ve bence daha derin bir sorun…

Bu , bizim artık hayatta üzülecek bir şeyimizin kalmadığını gösteriyor…

Kocası tarafından çocuklarıyla birlikte dilenmek zorunda bırakılan kör bir kadın, hiç teklemeden arka arkaya kurduğu bu vahim cümlelerle sadece bir gülünç saniyesidir artık bizler için…

Gülünç olan nedir ? Tam tersine bu durumdan kıyamet alameti görmüşcesine ürktüğümü söylemeliyim…

Bu kadar oportünist, bu kadar soğukkanlı, bu kadar profesyonel bir uzaklaştırış… Zaten bizim hepimizin, o kör kadından çok evvel çekip gittiğimizin resmi değil mi ?

“Al kendini, git!”… Modern dünyanın bize en büyük hediyesi bu olsa gerek. Ne kendin diye bir şey var, ne de gidecek bir yerin… Ağlanacak halimize güleriz, bu bizim hikayemiz.

Sibel Eraslan- Gerçek Hayat-Sayı 2009-50



Posted in Müsait yerde ölecek var! || Comments Off