
Pek bir eksiğim değildi ama kınamaya gör birşeyi illa yaşayacaksın. İstatistiki olarak açıklayacak olursak on hatundan dokuzunda olan isim yazılı kolyelerden artık benimde var! Oysa o azınlıkta kalmak nasıl bir güzellikti anlatamam.
Bir arkadaşın hediyesi ile artık bu lüksüm yok. Hediyeyi alınca “ay ne gereği vardı” repliğim cidden “ne gereği vardı”yı anlatıyordu aslında.Oysa kitap yada rengarek kalemler alınınca bile hala sevinebilen insan topluluğundanım ben.
On hatundan dokuzunda gördüğüm ve görmekle birlikte köydeki babannemin ineklerinin kulaklarında olan künyeyi hatırlatan (teşbihi eşeleme özgürlüğünüz mevcuttur) o kolyeyi takamasam da saklarım sanırım.
İsimleri yada alfabenin harflerini rahat bırakın. Sosyal hayatınızdaki bir diğer kişi için inanın bunun hiçbir önemi yok inanın bana.
hamiş: arkadaşım bir blog sahibi olduğumu bilmiyor ve bunun huzuru ile nokta
Posted in beni kategorize etme || Comments Off
Temizlik yapan teyze: İrem bana biraz yardım eder misin?
Ukala yeğen:Bir şartla.
T.Y.T: ?
U.Y:Dinlediğin o iğrencimsi müziği kapatırsan.
T.Y.T: Bir kere o iğrenç bir müzik değil hem her türk kadını gibi temiz bir ev çalışması için olması gereken bir şey o.
U.Y:Bu şartlar altında çalışmam imkansız.
T.Y.T:Demet Akalın’a da katlanabilmek inan bunun kadar acı verici, empati kurmaya çalışsan?
U.Y:Mümkün değil.
T.Y.T:Kültürel açıdan falan girsem olaya?
U.Y:İlgilendirmiyor teyze, toz bezi ile Azerbaycan halk dansına geçeceksin diye ödüm kopuyor.
(ve annelerden çalınan bir rol hamlesi ile ayaktaki terlik hedefe ulaşmaya çalışır…)

İrem’e anlatamadım içimde kaldı. Cavit Tebrizli İran’da Farsça şarkılar söylemesine zorlanmakla birlikte tepki olarak Tebriz radyosundan ayrılıp Türkiye’ye gelmiş, Türk vatandaşlığını kabul etmiş bir sanatçı. Azeri mahnılarının has adamıdır.
Posted in beni kategorize etme || Comments Off
herkes kırılmaz
bazen ince bir dal olmak gerekir
kırılmak için:
ama dünya kütüklerin…
ağlayamaz herkes;
ağlayabilecek kadar büyümek gerekir:
dünya ise küçüklerin…
sevemez herkes
bir orman olmak gerekir sevmek için:
bak ki dünya çöllerin…
ve vâkur bir damla olmak dalga için
katılmak okyanusa aşk için, isyan için!

Posted in beni kategorize etme || Comments Off
Tırtıllar bugün toplu bir törenle kelebeğe dönüşmüş olmalılar. Kepler fırlatılıp, törene gelen aile bireylerine ve fotoğraf makinelerine poz verişleri falan canlanıyor gözümde.
Çocukken de böyleydim. Yerde kalabalık bir karınca grubu görsem “ayy kaza olmuş, trafikte kalmışlar” ya da “hımm sanırım düğünleri var bugün” sesli düşüncelerime dair “aa evet bak buda kız evi olmalı” diyen istihza sahibi biri mutlaka olurdu yanımda.
Köyümüzde bir Cemile teyze vardı. Kelebek deyince aklıma birde o gelir. Kelebekler -sanki sevimliymiş gibi- onun etrafında dönünce oda bastonu ile cephedeki asker ciddiyetiyle taaruza geçerken içim ezilirdi. Ölenin ailesi , çocukları var mı acaba diye düşünürdüm. En afilli sloganı “ellere kalasın kepelek” ile hamlelerinden vazgeçmezdi. İşte o günlerde karar vermiştim, yetmişi devirmiş bir teyze olursam ve bir kelebek yanıma gelirse onu kanatlarından öpeceğime.
Tırtıllar bugün toplu bir törenle kelebeğe dönüşmüş olmalılar. Cadde de yürürken kelebek kortejinin bana eşlik edişinden anladım bunu. Parfumerideki “çiçek kokulu” diyaloğuyla alakası yok olayın. Camdan içeri girişleri, parka çıktığımda yanıma gelişleri beni sevdikleriyle alakalıydı.
Yağmur başladı. Radyodan duydum. Yağmur özellikle bu yakada etkili olacakmış, kendinize sığınak bulun, şemsiyeleriniz yetersiz kalabilir. Kendinize dikkat edin, görüşürüz.
Posted in beni kategorize etme || Comments Off
Atasözü ve deyimlere dair en şık olanları bulmam istenilirken, zihnimin saniyelerle kafa kafaya verip mbps cinsinden kurduğu tuzaklara dair hüsn-ü talil yada intak falan yapmak isterdim esasında. Cevaplarımın netliğine dair daha emin olurdum belki. Hangi doğrunun eğrisi olmanın ne önemi var neticede niyet etmiştik doğru şıkkı bulmaya.
Bence “Etme kulum bulursun, inleme kulum ölürsün” atasözü için çok iyi bir örnek cümledir.
Ve yine bence “Zülfiyare mi dokundum?” deyim için çok iyi bir örnek cümledir.
Posted in beni kategorize etme || Comments Off

Posted in beni kategorize etme || Comments Off
87.5 mhz ile 108.0 mhz arasındaki yolcuğu hep diğerlerine göre daha sevmişimdir. İlk serüvenim “uzakları yakın eden radyo” ile başlamıştı. Aslında bu durum önceleri mecburiyetten hasıl olmuştu. Çünkü anadolunun o sessiz ilçesinde başka frekansda anladığım dilde yayın yapan yoktu. 93.7′nin üzerlerinde bir yere gelince tolga çandarlar, nalan altınörsler,zekai tuncalarla, adını sanını bilmediğim gönlümün tellerin titreten şarkılar, nağmeler dinledik. “Buyrun Radyo”, “Gecenin İçinden”, “Sizin için Seçtiklerimiz” cıngıllarını takiben türkçesi saf, samimiyeti içten radyo programcıları sayesinde hepimiz bir dönem radyocu olmayı istemişizidir sanırım. Ünsiyetim öyle boyutlara ulaşmıştı ki Öss’ye hazırlanırken sözel soruları çözerken bile trt fm dinleyebilen bir tip olmuştum.
Şimdilerde ise ulusal veya yerel radyo kanallarını gezerken karşılaştığımız sevgi pıtırcığı, hani şu hepimizi koşulsuz seven, gönül kulağımıza -bir türlü sevemediğim ifade- talip olan radyoculardan sonra radyo dinleme veya radyocu olma hevesinden olağanca hızıyla vazgeçebildik.
Gittiğim veya bir süre kalacağım şehirlerde özellikle yerel radyo kanallarını dinlerim o bölgeye, insanına, kültürüne dair birçok şeyi öğretir bu bana. Tabiki program saati iki saat olup, reklamdan arta kalan 35 dakikalık yayın değil bahsettiğim şey. O şehrin çarşısını,pazarını,kasabını öğrenmek istersen cadde ve sokak gezersin. “Maddi imkansızlıktan dolayı radyoda reklam lazım” fikriyatı beni ilgilendirmiyor. İki şarkı dinleyeceğim diye bilmem ne peynirlerinin,sucuklarının yada indirimdeki mağzanın reklamı gün boyu beynimin içinde yankılanırken ne anlarsın sen benim “gönül kulağım”dan.
Önceleri frekans ararken, İstanbul’a gelişle birlikte frekans değiştirmeye yeltenmekte başka bir ruh bunalımına sebep olabiliyordu. Örneğin tam ilkay akkayı dinliyorsunuz, çızırtıyı düzeltmek için milim kaydınız fona Hakan Taşıyan falan gelebiliyordu yani. Bu karışıklıkta elbette zamanla aklınızda tuttuğunuz kanallar oluyordu. Mustafa Cihat’ın yayın yönetmeni olduğu dönemde marmara fm stabil kaldığım kanalların başındadır mesela. İbrahim Sadri’nin şiire benzettiği şeyleri okumasını yasa desteği ile yasaklanması isteyenlerdenim belki evet ama çok iyi bir radyo programcısı idi bence. Sabah kuşağında gazete manşetleri,kültür-sanat haberlerine dair enfes yorumlarının olduğu Eşref Saatini uzun süre takip etmiştirim. Aykut Kuşkaya’nın akşam saatleri yayını iş dönüşü trafikteki tek tesellim idi. Feridun Özdemir’i ise hiç sevemedim bilmesini isterim. Eski tadı yok Marmara’nın. Radyo gece dinlenir ve hergün aynı playlisti yayına vermek bir süre sonra sizi “hadi canım sende” durumuna getirir.
Bir görünüp kaybolan Ahmet Savaş’ı buluşum, Uğurşen Bayrak’ı,Sevil Orhanlı’yı dinleme ısrarım 2002-2005 yıllarında Radyo7cilerden eyledi beni.Üniversitedeki arkadaşlarla anten olarak çatal kullandığımız küçük radyo en güzel anılarımızın fonu için vargücü ile çalışırdı.Tamam itiraf ediyorum ki Kahraman Tazeoğlu’nu Mavi Ada’sınıda dinlemişliğim vardır . Eskiden o kadar kötü bir programcı değildi. Yılların tecrübesi onda bence başka birşey olarak zuhur etti.
Muzo vardı o dönemlerde birde.Belki hala var. Gecenin bir yarısı yastığa gömülüp gülmenin ne riskli bir eylem olduğunu şimdilerde daha çok anlıyorum. Kırmızı Başlıklı Kız küçük ama komik radyocuydu. Şimdilerdekiler planlanmış espri yapıp, “bak şuraya da toplu gülme sesi ver herkes burada gülüneceğini anlasın ” tipinden. Moral fm, Burç fm,Dünya radyo, Cem radyo, Yön fm’de sıkca uğradıklarımdan.
Hep merak ettiğim o ambiansı Radyo 15′de programcı arkadaşımın canlı yayın sunuşuna tanık olmakla tecrübe ettim. Çok büyülü birşeydi bence. Radyo 15′te çizgisi ile enlerimizin başında gelir. Genel Yayın yönetmeni Cengiz Bey özellikle mutfakdan yetişen radyo programcılarındandır. Rayad’ın düzenli “tematik radyo ödülü” sahibidir. Güzel insanlar mekanıdır.
Lise yıllarında müdür yardımcısı odasına her gittiğimde duyduğum kadarı ile daha sonra ise kendi keşfimle sıkı bir Akra fm dinleyicisi olup çıktım. Klişe olmayan tarafı ile hakikaten cıngıllarından çalıntı ile radyoculuğun yüzakları bence. Merhum Mahmud Es’ad Çoşan efendinin sohbet kayıtları, radyo programcılarının kalitesi, beni benden alan ezgileri ile sabit frekansım oldu. Bilgisayardan kapatsanız telefondan dinlemeye devam etme iştiyakınız oluyor. Allah hakkı konuşan herkesden razı olsun.
Posted in beni kategorize etme || Comments Off

Fark ettim de çalışmaktan ziyade işe gitme aşamasında daha yoruluyoruz gibi. Ana kent bir şehirde yaşayıpta bundan şikayetçi olmak biraz afaki durabilir lakin efendim şehir zor diye insancıklarında bunu daha çetrefilli hale getirmeleri artık tahammülsüz oluşumuzun göstergesidir.
Önceleri bey kelimesinin herkese verilmediği İstanbul’da, bir diğer kıyı semte gitmek isteyenler arasında vapura veya sandala binerken bir çekişme yaşanırmış. Bu çekişme şimdilerde yapılan tarzda değil elbette.
-”Efendim önce siz buyurun.”
-”Yok efendim, olur mu öyle şey.Lütfen önce siz buyurun.”
kabilinden yani.
Nezaket öyle hale gelirmiş ki bu diyalogların uzun sürmesine müteakip geç kalanlar “Efendim Kuzguncuğun haşaratından, Çengelköyün zerzevatından, Beylerbeyinin teşrifatından geç kaldım. Af buyurursanız sevinirim.”derlermiş.
Toplu taşıma araçlarına binerken elbette bir telaşınız, oturarak gitme kaygınız olabilir. Lakin ayakta gidişiniz bu kadar mı zor birşey ?
İnsanları iteleye iteleye binen her kişinin kaptığı koltukta bir zafer kazandığına denk rahatlığına, genişliğine hâlâ şaşırıyor oluşum için sanırım kendimi suçlamam lazım.
Bazen düşünürüm banka boşaltıp, kamuya zarar verip,hırsızlık yapanlarla toplu ulaşım araçlarında bu güruh arasında bağlantı kurabiliyorum. Herkes imkanı dahilinde bir diğerini “aklınca” alt ediyor. Erdem, Nezaket kişi isminden ziyade sözlüklerimizde başka birşeye denk gelmeli.
Posted in beni kategorize etme || Comments Off
Bir acı rüzgar esince diye başlanır mı cümleye ?
Sesin yoksa bende başlanır.
“-Kızım benim gidişat belli,ismi hazan olan kızdan ne beklenir?” derken
nereden bilirdim budayacağını her yanımı…
Ölümün içimi sızlattığı o günde bile “dik dur” deyişin kendininkine mi hazırlıktı ha söyle ?
Sen giderken beni izleyipte kızarsın diye yaslanmıştım duvara, sorsan dik duruyordum
Oysa duvarda biliyordu, bende…
Bir Aralıkmış.İnadına saymıyorum seneleri.
Bak Hakan abi yine bizimkini söylüyor.
Dinliyorum ama dindiremiyorum bunu bil emi.
Posted in beni kategorize etme || Comments Off
eloğlu binlik bozdurur
ben bozduramam
eloğlu başını yastığa kor komaz uyur
ben uyuyamam
eloğlu sofrasında dokuz türlü
benim aç yattığım olur bazen
benim evim gecekondu
eloğlunda apartıman
eloğlunda ince müzik
benimkisi aman aman
benim kuru başım bana yeter
eloğlunda karı kızan
ben keçileri kaybettim
eloğlunda usta çoban
bu soyadı bana haram
metin eloğlu

Posted in beni kategorize etme || Comments Off
iyi ki söylüyor…
Posted in beni kategorize etme || Comments Off
Dostlar kıraathanesindekilerin dost olmadığı ya da muadil deyimle huzur apartmanları sakinlerinin huzurlu olmadığı gibi vefanın da bir semt adından öteye geçememesi gibi bilimsel bir tezle yüzleşelim artık.
Posted in beni kategorize etme || Comments Off
Gidilecek kilometre ile bayram tatili günleri arasındaki ters orantıya hiç aldırmadan kendimi otogardaki mahşer kalabalığına -teşbihte hata yoktur - dahil ettim. Arefe günleri genelde dolma saran, cam silen, toz alan bünyemde helecan bile oluşturdu bu durum. İkinci köprüden geçerken “nereye be kuzum” diye göz kırpan İstanbul’umla “akşam olacak, sabah olacak, yine akşam olacak, yine sabah olacak gelcem bak hemen” deyiverip vedalaştım. Epi topu ikibinyüzyirmiiki kmcik gidip gelecektim.
Bu gerçekle yüzleşmek yaklaşık altı yaşından beri yollarda telef olan bir insan kişisi çok da abartılacak bir eylem değildi nasıl olsa ? -mi acaba ?- Araba tutmasın diye yutturulan onca ilaç, hala ilaçlarla aramda olan sentimental durumu açıklar sanırım. Böğ. Ayrıca itiraf ediyorum ki acil durumlar için verilen o siyah poşetler kusmayacak insanı bile kusturuyordu. Yani ben masumdum. Mazimdeki hazin anılar bunlar. “Büyüyünce geçer” argümanına “he tabi tabi” deyip içten içe söylendiğim bilirkişiler hakkınızı helal edin yani.
“Önce yoldaş, sonra yol demiş” ya hani büyükler, bunun ömrü hayatımda bir kez gerçekleşmesini diliyorum Allah’ım lütfen… Her biri ayrı bir tip. Sosyolog, psikolog, biyolog, arkeolog olup inceleyesim geliyor yani. Olurda roman yazacak olursam karekterlerde hiç zorlanmayacağımdan eminim.
Hesaba göre ailemizle geçirilecek bir bayram sabahı kahvaltısı hediye edecekti şoför amcalar bize. Evdeki hesap çarşıya uymadı tabi. İyi de oldu. “Yeryüzü mescid kılındı”nın canlı resmi Erbaa Eşrefpaşa camisi dolaylarında yaşandı. İmam bence tarihinin en kalabalık cemaatine sahipti. Kıldıranda, kılanda razıydı. İnşallah O da razıydı.
Güldük, gezdik, yedik, içtik ve dua eyledik. Allah’ım kimseyi ailesiz bırakma diye.
Bünyede oluşan doping ile yine dönüş yolu. Seviyorum be ben bu memleketimden insan manzaralarını. Anadolu insanı, yolcusunu otobüsün kapısına kadar uğurlar. Kimbilir aynı kişi aynı kişilerce kaç defa aynı şekilde uğurlanmıştır kaç kere olsada yine uğurlanır. Büyük küçük herkes gelir. Sallanan bir sürü el, ağlaşanlar, sarılıp sarmalamalar yolcusu sanki kutsal topraklara gidiyormuş hissi yaşatır insana. Saf, çıkarsız insanlar siz hep olun emi, dünya güzel olsun.

Bir rivayete göre bir hafta ara ile ikibinyüzyirmiiki km yeniden tepilecek.
Ne, Nerede, Ne Zaman, Nasıl, Neden ?
Leylek ! Leylek! Ben seni görmedim, sen de beni. Tamam mı ?
Posted in beni kategorize etme || Comments Off
New York’ta oturan 58 yaşındaki Nick Tosches, bir gün sıklıkla kullanılan Windows masaüstü temalarından Autumn’un nerede çekildiğini merak etme gafletinde bulundu. Merakına yenik düşen Tosches’in gezmediği yer, aramadığı telefon, incelemediği arşiv kalmadı. O gün başlayan bu merakını gidermesi, yaklaşık bir yıl sürdü.Araştırmasına resim arşivlerini, kütüphaneleri inceleyerek başlayan Tosches aradığını bulamayınca dolaşmaya başladı. Vatikan’dan gizli arşivlere ulaşmak için izin dâhi alan Tosches, İtalya’dan Kanada’ya kadar birçok yeri dolaştı. Çiftliklere gitti, ancak sonuca yine ulaşamadı. Microsoft yetkililerine de yüzlerce mail atan Tosches’in bu girişimi de başarısız oldu.
Umutları tükenmekte olan Tosches’in imdadına Vanity Fair muhabirlerinden biri yetişti. Fotoğrafın, bir dergi için lens testi yapan bir fotoğrafçı tarafından 1999 yılında çekildiği ortaya çıktı. Peter Burian tarafından çekilen fotoğraf, Corbis veritabanına eklendi ve Microsoft tarafından 300$ karşılığında satın alındı. Bu paradan Burian’a düşen pay ise 40$ oldu. Sonrasında ise milyonlarca kişinin masaüstünü süslemeye başladı.
Merakını gideren Tosches’in şimdiki arzusu ise fotoğrafın çekildiği Toronto yakınlarındaki Burlington’a giderek bu mekânı kendi gözleriyle görmek.”
Haklısın dostum, ademoğlunu anlamaya çalışmak saçmalık. Şarkıca tercümesi “bir of çeksem karşıki dağlar yıkılır” kıvamında.
Posted in beni kategorize etme || Comments Off
Farzet körsün, olabilir,
Elele tut,
Taş al ve at,
Kafiri bulur.
a.c.z
Posted in beni kategorize etme || Comments Off
Uluslararası Aliya İzzetbegoviç Sempozyumu 11–12 Ekim 2008 tarihlerinde gerçekleştirilecek. Süleyman Tihiç, Bakır İzzetbegoviç, Prof. Dr. Faruk Çakloviça, Hasan Çengiç, Adamir Jerkovic, Eyüp Ganiç ve Cemalettin Latiç’in yansıra Bosna’dan çok sayıda misafirin katılacağı sempozyum kapsamında bilim adamları, tarihçiler ile siyasetçiler Aliya’yı tartışacaklar. Ayrıca sempozyum kapsamında Aliya İzzetbegoviç’e dair bir sergi ve film gösterimleri düzenlenecek.
Ölümünün 5.yılı için bu etkinlik.Geçen seneki etkinliği İlmi Etüdler Derneği Çamlıca Sabahhatin Zaim kültür merkezinde organize etmişti.Etkinlik güzel, yer ve mekan o kadar Aliya seveni açısından yetersizdi.Cemalettin Latiç, Ademir Jerkoviç, Adnan İsmaili, Alev Erkilet, Ali Bulaç, Akif Emre ve Sadık Yalsızuçanlar’dan Aliya’yı dinlemiştik.
Belediye Başkanı Lokman Çağrıcı etkinlik için “Bosna ve Aliya İzzetbegoviç’e karşı tarihi sorumluluğumuzu yerine getiriyoruz. Aliya, Bosnalı olduğu kadar İstanbulludur ve Türkiyelidir” diyor. Koltuklarda iyi adamlar da oturuyormuş, bilmek ne güzel.
Posted in beni kategorize etme || Comments Off
Trtvari yayın yayıp, türkülerle dinlenelim.
Sevin, sevilin, gereksiz gülümseyin falan filan.
Ha birde esen kalın.
Posted in beni kategorize etme || Comments Off
Unutmadım.
Sadece “yorgunum, çünkü yorgunluğumun yaşamak gibi bir anlamı” var kelime dizimini anlamlandırmaya çalışıyorum.Bu sene kendimi sürgüne gönderilmiş gibi hissediyorum.Aslında tam da öyle değil gibi. Mutlu gibiyim bence. Ah birde şu semtin çıkmaz sokakları olmasa.Çok salaş mekanları da bu kaybolma süreçlerinde keşfetmek olaya iyi tarafından bakmaya denk geliyor sanırım.
Her sabah Gülhane dolaylarında “ben bir ceviz ağacığım gülhane parkında, ne sen bunun farkındasın ne de polis farkında ” gibi ritmi gitgide hızlanan bir şarkının dilinize dolanması sağlığa zararlı. Merhuma da rahmet dilemek daha mantıklı.
Eski bir fransız hapishanesinde çalışmak kolay iş değil birde. Mahpusların simaları görünüyor ara sıra. Malum mekanın ruhu restore edilemiyor nasıl olsa. Kimbilir ne sayhaları duydu bu mekan. Ama ketum işte, merak ettiğimle kalıyorum.
Dersaadetteki toplu taşıma araçlarındaki şoför-makinist-kaptan amcaların iş/izin günlerini bile ezberledim gibi birşey sanki.Aynı simalarla git gel pek bir kardeş gibi olduk.
Herşey vasatın üstü süperin altı seyir ederken bu turistlere pek bir sinir oluyorum ben.Her sabah sizler uykudayken, bizler işe yetişme telaşındayken şehri ele geçirmelerini pek hazmedemiyorum. Kitleler halinde eylemlerdeler.
Turist demişken aklıma geldi bir sürü yabancı öğrenci var. Moğalistan mı dersin, kosava mı dersin, ingilizi mi dersin, envai maşallah. Onlara türkçe birşey anlatırken nasıl cebelleşiyorum,anlatılamaz yaşanır tadında. Evet evet kesinlikle bir lisan birsürü insan.
Küçükayasofya camisi en az büyüğü kadar görkemli ve manidar. Avlusu ise bir harika. Turistler burada da işbaşında. Bir küçüğüne bir büyüğüne bakıp bir sürü cümle kuruyorlar. Bense onları müthiş bir güvenle dinliyorum ve tebessüm ediyorum.
Ve savm !
Tam zamanında yetiştin yine mücrimliğe. Bizi İslam üzerine yaratan ve yaşatana hamdü sena olsun.
Posted in beni kategorize etme || Comments Off
İnsanın dinlenmeyi planladığı anlarda, normalinden de fazla yorulması kadar acı verici bir şey yok. Son zamanlarda moda olan (!) , çok şişmanlayıpta askerlikten muaf olma şerefsizliğine inat, ayyıldızın gözlerinden öpmenize diyeceğim yok. Minnetimiz de duamız da baki . Ammavelakin herşey yerli yerinde, bünye de dinlenecekken yaptığınız kesintisiz ve çok uzun süreli gürültünüz ile yerle yeksan oldum kardeşler. Ha bitti ha bitecek derken olanlar oldu, beynimde davul zurna ile başlayıp, bilumum iğrenç yeni nesil pop müziklerinden oluşan bir audio player bıraktınız. Gençliğimin en sevilen çizgi film kahramanının haykırışı ile noktalıyorum.Neden beeeen, neden her zaman beeeeeeeeen !
Posted in beni kategorize etme || Comments Off
Miratla şöyle bir gözgöze geldimde geçenlerde , yüzümde huzurlu bir tebessümü taşıdığımı fark ettim. Evet evet, elbette bunu hayıra yoruyorum.
“külle şeyhin, sıva’l-hıyanet’ü fi’l-hub yuhtenel”
*sen çok yaşa sezen abla.
Posted in beni kategorize etme || Comments Off

Tembelseniz ve bahane arıyorsanız sıcak ve bunaltıcı havalar bu konuda size hayli yardımcı olur.”Havalar nasıl olursa olsun sizin havanız yerinde olsun” cümle kalıbından eskiden nefret ettiğimiz gibi hala nefret etmekteyiz. Şey birde Allahım ayazın çocuklarıyız biz, acı sen bize.
* * *
Her ne kadar gerçek hayatta eski tadı bulamasakda ünsiyetin gözünü seveyim okuyoruz. Dosyalar hazırlanıyor, yazılar yazılıyor, röportajlar yapılıyor v.s. Yazılar taslak olarak aynı, benzer cümleleri farklı isimlerin köşesinde okuyoruz, bir nebze sonra sıkılmaya başlasak da dedim ya seviyorum cuma günleri rıhtımdan “bi gerçek hayat” demeyi. Son zamanlarda “teneffüs” bölümünü okurken ayrı bir keyif alıyorum itiraf etmek gerekirse. Mevlana İdris’in karesi ile başlayan güzellik anwar, tuba olgaç, h.k ve diğer arkadaşlarla devam ediyor.
***
“İyi ki Hakan Albayrak var” cümlesini bir kez daha kurmak farz oluyor bazen. Tahran’dan selam getirmiş. Ve aleyna aleykum selam…
***
Eylül ayı ile rutin hayatımıza dönmenin kederi içindeyim. Allahım lütfen bu dönem akıl yoksunları ile sınav eyleme bizi.Dua niyetine.
***
Nihat Genç “Veryansın” etmiş. Okurken kitabı bir reklam cümlesinden çalıntı ile “bu abi böyle küfür etmeyi nerden öğrendi” deyip durdum. Aşk Coğrafyasında Konuşmaları bana hediye alacak güzel arkadaşa da sonsuz sevgilerimle ; )
***
Bazen sizin de bilgisayarınızı camdan atasınız geliyor mu ? Son zamanlarda bu lahzanın bana vereceği keyfi düşünüp kendime telkinlerde bulunuyorum. Aynı duygunun hamili olduğum zamanlar sanırım en son Güven Önbilginle assembly serüveninde idi. Allahım çok oldum ama yine sabır diliyorum.
Posted in beni kategorize etme || Comments Off
Rivayet odur ki Yasmin abla on yaşından beri İbrahim Tatlıses dinlemektedir daha da fenası zatın show programına katılıp birlikte şarkı söyleme gafletinde bile bulunmuştur. Olsundur, yaşanan bu kısa süreli hayal kırıklığı bir “la alegria”ya dönüşebilir bünyemizde.
Hani sevsem konsere gitmeyi, hani gidip haz alabilsem o hengameden Esma Sultan Yalısından İstanbul’u şenlendirişini hiç kaçırmazdım.Çalın playerlar, dinleyip güzelleşelim.
Posted in beni kategorize etme || Comments Off
•cep telefonlarımızda kayıtlı olan , kafiye ve uyak olayına muazzam örnek, klişelikten hissiyata geçişimize izin vermeyen kandil mesajlarını “forward” etmek yerine, zatınızın cümleleri ile eşi dostu tebrik eyleyin,hatta mümkünse iki dakika da olsa arayıp hasbihal eyleyin,
•televizyon ve bilgisayarın fişini de çekmeyi bir zahmet unutmayalım,emin olun ki kayıtlı olduğumuz forumlar, facebooklar,sosyomatlar,sözlükler vesaireler bir gün ziyaretimizden yoksun olunca çok şey kaybetmezler,
•saatler boyu bilgisayarda oturupda uykumuzun gelmemesine rağmen iki rekat namazla bizi esnetip duran şeytana “E’ûzü billâhi mineş-şeytânirracîm” ile gardımızı koruyalım,
•zulüm gören,ahilik anlaşmasına uyamadığımız için zalimle savaşan ümmet kardeşlerimiz için ağlaya ağlaya beytullaha dönelim, umulur ki kabul eyler zat-ı zülcelal
•umulur ki bu berat “beri olanlardan” oluruz.
Posted in beni kategorize etme || Comments Off
“Gömleğin ilk düğmesini yanlış iliklersen, diğerleri de yanlış olur.”
öyle işte…
Posted in beni kategorize etme || Comments Off

Posted in beni kategorize etme || Comments Off
Yaz mevsiminin göbeği sayılacak zaman diliminde kırmızı bir burna sahip olmak düşmana bile edilemeyecek bedduagillerden hani.
Nurofen ve Mentopin’i yaratan Rabbime şükür olsun yine de.
Posted in beni kategorize etme || Comments Off
diye başlayan bir cümle var ezberimde.
Geldim yine.
Daha başka cümlelerde var ezberimde.Evet hayat hep son sözü söylüyor ama benimde cümlelerim oluyor zaman zaman.
*Geceler, gündüzler boyu deli gibi kitap okumayı özledim.
*Cuma gecesini iple çekip Paşalı dinlemeyi özledim.
*Canımın sıkıldığı her an atlayıp numarasını bile bilmediğim bir otobüse farklı semtlerde kaybolmayı özledim.
*İnsanların ağzından çıkan her kelama hemen inandığım,diğer bir deyişle sazan olduğum, gözümün bu kadar açılmadığı saf günlerimi özledim.
*Annelerin her daim çocuklarının yanında olacaklarına dair kesin inanışımın pembeliğinde yaşadığım günleri özledim.
*Okul yıllarımın uçsuz-bucaksız hayal kurma seanslarını özledim.
*Odam gibi kafamında karışık olmadığı günleri özledim.
Posted in beni kategorize etme || Comments Off